25 Şubat 2016 Perşembe

25lik dayı

Yer : Çırağan Meyhanesi
Zaman : Akşamüstü kızıllığı
Fon : Müzeyyen Senar - Benzemez Kimse Sana 

Yine buradayım. Burası alakasız ama darlandığım zamanlarda ayaklarımın beni götürdüğü ender mekanlardan biri. Kimseyle gelmişliğim yok. Ama sanki burada bolca anım varmış gibi. Belki başka bir anının parçasından çıkıveren bir dejavu. Belki de sadece mekanın bende yarattığı nostalji hissi. 
Bilemiyorum. 
Ama nadir duyumsanan, mekanla özdeşleşme kafası içindeyim, ne zaman gelsem. 

(Şimdi de Tanju Okan - Öyle Sarhoş Olsam Ki çalıyor mesela. Al sana nostalji!)

Zaten bu yakaya çok sık geçmiyorum artık eskisi gibi. Geçerli sebeplerim olmadığı sürece de, geçmemeyi tercih ediyorum. Buraya, bu civarlara karşı bir aitlik hissim yok. Sebebim yok. 

Bazen sebep olmasına gerek yoktur zaten herhangi bir şey için. 
Sadece gidersin...

İçim dar epeydir somut bir sebep olmasa da. Bu darlık hissi için fazlaca etmen ve insan olsa da, ben tek bir sebepte topluyorum hepsini. 
O da kilitli ve kilidi çözebilecek tek anahtar da kayıp. 
Çözülemeyen sorunlar klasörüne, çözülebilecek sorunlar ekliyorum dosya dosya. 
Yanlış klasöre dosyalama yaptığım için belki, çözemiyorum çözülebilme kategorisindekileri de. Ekleyip duruyorum ben de gözümün önünde durmasın diye  ".99 ile biten "diğer" başlıklı herhangi bir klasöre". Maksat, ortada kalmasın. 

Eve gidesim yok. 
Aslında içesim de yok. 
Tanımadığım insanlarla, ayrı masalarda ama beraber, ilgimi çekmeyecek diyaloglara/monologlara kulak kabartıp, özünde kendimden çıkıp; araba gürültüsünün gasp ettiği ama bunun dışında kimsenin rahatsız etmediği, aitliğin ucundan bi nebze yakabildiğim bir yerde oturmak tek istediğim. 

Bazen konuşursun cümleler boyu. Anlamaz kimse. 
Bazen susarsın ufka doğru. Anlaşılsın istersin suskunluğun. Yine kimse anlamaz. 

Fazlaca hissedilen yakınlık dürtüsüyle yaklaşıldığı vakitlerde, o hisse ulaşılamayan insanlarla anlaşamazsın nihayetinde. Ne kurulan cümleler yeter, ne de cümle soyutluğundan çıkıp gerçekliğe dökülen hareketler. 

Mesela; bir "şey"in ne olduğunu bilmeden, sormadan öğrenmek için; o hususta bulunulan temenniler, o an kurulan "yarabandı" hissiyatındaki, ıslanınca (bir gözyaşına bakar yanaktan süzülmeyi bekleyen) h(p)iç olan cümlelerle dokunulamaz artık, dokunulmuyor; o fazlaca hissedilen yakınlık dürtüsü, bir hisse dönüşemeden akıp gidiyor, düşüyor gönlün deminden tüm bayatlığıyla. 

Yeni söylenmiş biranın üstündeki köpüğü bir çırpıda alayım derken, ağızdan taşıp akması gibi dudağın kenarından...

Sonra garson geliyor, küllüğü değiştiriyor, bira eksilmiş mi diye şöyle bir bakıp, kontrol ediyor, yan masamda benim gibi tek oturan dayı, 25lik rakının son dublesini dolduruyor. 

Şarkı değişiyor o arada; Zeki Müren sizler için icra ediyor : Şimdi Uzaklardasın

Kadehler kalkıyor, çözülmüyor bir şey. 
Kadehler birbirine vuruyor, bir daha binilemeyecek otobüsler geçip gidiyor tüm körüklü gürültüsüyle. 

Hayat akıyor yine kısacası. 
Durmuyor. 


11 Şubat 2016 Perşembe

boşalan kadehler teselli etmez

Gecenin başı.
Şaraplı.
Daha saat çok erken, dediğin tüm zaman dilimlerinde;
bir şeyler için de çok geç.

Çok geç artık ihtimal dahilinde olmayan insanlarla iki çift laf etmek.
Laf etmek?
Göz göze gelmeye bile vakit yok.
Kaldı ki;
bakacak göz yok,
görecek yüz.

Yüzsüzlük, ayrı bir meziyet zaten.

Yüzün yok.
Benim de mecalim.

Hevesle atıldığım kuyulardan,
elim boş çıkıyorum.
Kovam delik.
İçim su alıyor.
Kalbime doğru batıyorum.












Fon-etik: Müslüm Gürses - Kaç Kadeh Kırıldı

11.2.15